Gönderen Konu: türkçe ders notları (elbim.com sitesi)  (Okunma sayısı 2275 defa)

ozziii1905

  • Acemi Üye
  • *
  • İleti: 49
  • Cinsiyet: Bay
  • Yekeke nimo yeke yeke. Yekeke nimo yeke yeke.
türkçe ders notları (elbim.com sitesi)
« : 12 Şubat 2011, 12:24:02 »
ARKADAŞLAR DAHA ÖNCE FORUMDA KERBELA TARAFINDAN VERİLMİŞ OLAN SİTESİNİN NOTLARINI PAYLAŞIYORUM. sİTEDEN TEK TEK OKUMAK VE WORD BELGESİ HALİNE GETİRMEK ÇOK ZAMAN ALIYOR.KOLAYLIK OLSUN DİYE BURAYA KOPYALADIM.SADECE ANLATIM BOZUKLUKLARI NOTLARDA YOK.


Sözcükte anlam
Temel anlam

Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin temel anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna "Baş anlam,başat anlam,ilk anlam,konuluş anlamı" da denir.
Meselâ, "Ağız" dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. "göz" kelimesi de öyle.
Soğuktan su boruları patlamış.
Ayağında eski bir spor ayakkabı var.
Biraz sonra toprak bir yola girdik.

Yan anlam

temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir.

Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur.

Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.

Meselâ "göz" dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama "iğnenin gözü", "çantanın gözü", masanın gözü" tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.
Meselâ, "düşmek" kelimesi "Meyveler tek tek yere düştü" cümlesinde temel anlamda; "Çocuğun pantolonu düşüyordu", "Bu yılın ilk karı düştü" ve "Kavakların gölgesi yola düştü" cümlelerinde yan anlamdadır.
Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. (arka taraf)

"Tepe" sözcüğü "Karşı tepelere kar yağmış."derken temel anlam da; "Ağacın tepesine kadar çıkmış derken yan anlamda kullanılmıştır.


Mecaz anlam

Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir.

Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır.

Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.

Bu konuyu bir daha açmayacağım.
İşsizlik sorunu hükümeti terletecek.
Derdim çoktur, hangisine yanayım.
Doktora boş gözlerle bakıyordu.
Bu şarkıya bayılıyorum.

UYARI : Bir sözcüğü gerçek anlamıyla değerlendirdiğimizde bize saçma ve anlamsız geliyorsa orada mecaz anlam var demektir. Örneğin "Bu boş sözleri bırak." cümlesinde boş sözcüğünü ele alalım.Boş sözcüğünün temel anlamı "içinde hiçbir şey olmayan" demektir. Oysa temel anlamıyla değerlendirdiğimizde bir sözün boş olması tabiki mümkün değildir.Bize saçma ve anlamsız gelmektedir. Böylece bu sözcüğün mecaz anlamıyla kullanıldığını anlıyoruz.






Deyim aktarmaları

Deyim aktarması yani diğer ismiyle anlam aktarması bir sözcüğün benzetme amacı ile başka bir sözcük yerine kullanılmasıdır.

Benim küçük meleğim nerede?
cümlesinde çocuğum,kızım gibi sözcükler yerine melek sözcüğü kullanılmıştır.Benzerlik amaçlı bu tür kullanımlar deyim aktarmalarıdır.

Deyim aktarmaları 3 yolla yapılır:

1- İnsandan Doğaya aktarmalar :
Bu şekilde yapılan aktarmalarda insanlara ait olan özellikler doğadaki nesnelere verilir.

Kuşlar neşe içinde cıvıldaşıyor.

2- Doğadan insana aktarmalar:
Doğadaki özelliklerin insanlarla beraber kullanılmasıdır.

Olgun tavırlarıyla herkesin beğenisini kazandı.(Olgunluk doğaya ait bir özelliktir)
Sert bir insan olduğu belliydi.(Sertlik)

3- Duyu Aktarmaları:
Bir duyuya ait olan kavramların başka duyular ile birlikte kullanılmasıdır.
Acı bir çığlık duyuldu.(Tat alma duyusundan işitme duyusuna)
Keskin bir koku içeriye yaılmıştı.(Dokunma duyusundan koklama duyusuna)

Ad aktarmaları

Bir sözcüğün benzetme amacı olmaksızın başka bir sözcük yerine kullanılmasıdır.

DİKKAT: Ad aktarmasında benzetme olmaz!Bunun yerine çeşitli anlam ilgileri mevcuttur.
İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır.
Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)

Parça-Bütün
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl
Saçını kestir demedim mi?

Sebep-Sonuç
Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.

Yer-İnsan-Olay
Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.

Sanatçı-Eser
Orhan Veli'yi okur musun?

İç-Dış
Bardağı bir dikişte içti.





DEYİMLER
Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.
ÖRNEK :
Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.

Deyimlerin özellikleri:

a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.

Meselâ "yüzün ak olsun" yerine "yüzün beyaz olsun" denilemez,
"ocağına incir ağacı dikmek" yerine "ocağına çam ağacı dikmek" denilemez,
"ayıkla pirincin taşını" yerine "ayıkla bulgurun taşını" denilemez,
"dilinin altındaki baklayı çıkar" yerine "dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,
"tüyleri diken diken ol-" yerine "kılları diken diken ol-" denemez.
Ama istisnalar yok değildir: "baş başa vermek" ve "kafa kafaya vermek" gibi.

Araya başka kelimeler girebilir:
"Başını derde sokmak" Başını son günlerde hep derde soktu.

b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: "Çam sakızı çoban armağanı", "dili çözül-", "dilinde tüy bit-", "dilini yut-"

c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.

1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:

ağzı açık, kulağı delik,
eli uzun, kaşla göz arasında,
bulanık suda balık avla-, dikiş tutturama-,
can kulağı ile dinle-, köprüleri at-,
pire için yorgan yak-, pişmiş aşa su kat-,
kafayı ye-, aklı alma-,
akıntıya kürek çek-, ağzı kulaklarına var-,
bel bağla-, çenesi düş-,
göze gir-, dara düş-,

2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.

Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün,
Çoğu gitti azı kaldı,
Allah bana ben de sana,
Atı alan Üsküdar'ı geçti,
Tut kelin perçeminden,
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,
Ne şiş yansın ne kebap,
Fol yok yumurta yok ..



d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: "İşleyen demir ışıldar" atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.

e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?

Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..

f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:

Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)
Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)
Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)
O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)
g) Kafiyeli deyimler de vardır:
Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı

TERİM ANLAM

Bir sözcüğün belirli bir sanat,spor,biim,meslek vb içerisinde kazandığı özel anlamdır.
Diğer bir deyişle, bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir.
Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.

Örnek: "Ekvator" kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.

Örnek: kök, mısra, muson.

"yüklem, özne, kök, zarf", dil bilgisi terimleri; "üçgen, daire, çap", kelimeleri de geometri terimleridir.

Terimler halkın söz varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış kelimeler vardır.

Örnek: "Budala" kelimesi halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.
Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.

Boğaz'ı geçip Karadeniz'e ulaştık.
Ayağı olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.
Ağacın kökleri çok derinde.
Üçgenin iç açıları toplamı 180'dir.

UYARI 1: Bir sözcük farklı bilim dallarında farklı terim anlamlara sahip olabilir.Örneğin kök sözcüğü matematikte de, Tıpta da terim anlamıyla kullanılabilir.Yine "perde" sözcüğü hem tiyatroda hem de müzikte terim anlamda kullanılabilir.

UYARI 2 : Bir sözcüğün terim anlam sahibi olabilmesi için mutlaka o bilimdalı ile ilgili bir cümlede geçmesi gerekir.Hiç bir sözcük tek başına terim anlam sahibi olamaz.
Örneğin "Konuya yanlış açıdan bakıyorsun." cümlesinde açı sözcüğü terim anlam dışıdır. Fakat, "Üçgende en önemli birim açılardır." cümlesinde açı sözcüğü bir geometri terimi olarak kullanılmıştır.


ARGO ANLAM

Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.

Argo, dil içinde bir dil gibidir.

Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.

Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteği ve söylenilernlerin başkaları tarafından anlaşılmasını önlemektir.

Ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.

Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.

Dışa dönüklük, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.
"Canına yandığımın dünyası" gibi.

ÖRNEKLER:
aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek
mektep çocuğu: acemi, toy
zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak
yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek
arakçı: hırsız
bal kabağı: aptal, beyinsiz
torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak...

SOYUT ANLAM

eş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir. Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi, korku, güzellik..

SOMUT ANLAM

Beş duyu organında biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.
Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol, yürümek, koşmak...
Soyut anlamlı kelimeler mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.
"Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum."
"Adam yıldızlara basa basa yürüyordu."












YAKIN ANLAMLI KELİMELER

azılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.
göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,
Kardeşim sana küsmüş.
Kardeşim sana kırılmış.
Kardeşim sana gücenmiş.
Kardeşim sana darılmış.

Birinci cümlede bir "kesinlik ve aşırılık" anlamı, ikinci cümlede bir "esneklik, hatta hoşgörü" anlamı, üçüncü cümlede "üzülmek" anlamı, dördüncü cümlede "gücenip görüşmez olmak" anlamı vardır.
Ben her sorunla başa çıkarım. (baş etmek)
Bu kadar yürekten çağırma beni. (candan)
Davranışları hiçbir zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)
Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)

ZIT ANLAMLI KELİMELER

Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir.
Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,
Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz.
"sevinmek" karşıtı sevinmemek değil "üzülmek"tir.
Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.
"doğru" kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede "eğri" olurken, diğerinde "yanlış" olabilir.
İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki "ağır" kelimesinin ağır olmayan anlamındaki "hafif"le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması gerekir.

UYARI: Bir sözcüğün zıt anlamı kullanıldığı cümleye göre değişir. Örneğin bozuk sözcüğünün zıt anlamlısı sağlam iken "Bozuk para taşımayı sevmiyorum." cümlesinde zıt anlamlısı bütün paradır.
EŞ SESLİ KELİMELER

Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.
Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir
Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz
Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi
Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir:
Siyah anlamındaki "kara" ile "kar-a" (-a: yönelme hâl eki) gibi

"Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar"
"Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar"

Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya

UYARI :"hala" ve "hâlâ", "kar" ve "kâr", "adet" ve "âdet" kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.

YANSIMALAR

Tabiata, insana, insan dışındaki canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu ortaya çıkan kelime veya kelime gruplarıdır.

Dopadaki seslerin taklidi ile oluşurlari
tık, tak, pat, çat, hışır hışır, miyav, hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır...

Yansımalardan isim ve fiil türetilebilir.
"miyavlamak, çatırdamak, şıkırtı, meleşmek, şırıltı"


DOLAYLAMA

Bir kelimeyle anlatılabilecek bir durumu birden fazla kelimeyle anlatmaya denir.
"yavru vatan": Kıbrıs,
"büyük kurtarıcı": Atatürk,
"derya kuzuları": balık,
"insanlığın iftihar kaynağı": Hz. Muhammet,
"Türkiye'nin kalbi": Anakara

Dolaylamanın doğru olması için tüm toplum tarafından ifade edilmek istenen anlamın anlaşılabilmesi gerekir.

GÜZEL ADLANDIRMA

nsanlarda iğrenme, korku gibi olumsuz duyguları çağrıştıran sözcükler yerine bu kavramları daha güzel sözcüklerle anımsatmaya denir.
"verem" kelimesinin dildeki korkunçluğunu azaltmak için "ince hastalık" ile karşılanması gibi.
Yabanî hayvan adı olan "börü"nün atılıp yerine "kurt" kelimesinin kullanılması gibi.
"cin,peri" yenine "iyi saatte olsunlar" gibi
"Kusmak" yerine istifrah etmek
"Ölmek" yerine vefat etmek gibi...




ANLAM GENİŞLEMESİ


Bir sözcüğün ifade ettiği kavramlara süreç içerisinde yenilerinin eklenmesidir.

Yıldız sözcüğü eskiden sadece gök cismi olarak kullanılırdı.Şimdi ise "pop yıldızı", futbol yıldızı anlamında da kullanıyoruz.

ANLAM DARALMASI

Bir sözcüğün ifade ettiği kavramların sayısında azalma olmasıdır.
"oğul" kelimesinin önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi.


CÜMLEDE ANLAM

 CÜMLEDE EŞ ve YAKIN ANLAM

Aynı konuyu, aynı düşünceyi değişik kelimelerle ve söz dizimiyle anlatan cümlelerdir. Cümle hangi sözcüklerle ve nasıl kurulursa kurulsun, biz, verilen cümledeki düşünceyi aramalıyız. Bunun için o cümledeki anahtar sözcükleri doğru tespit etmek; ayrıca cümlede kullanılan edat ve bağlaçlara da dikkat etmek gerekir.

"Konuyu oldukça genel yönleriyle ele almışsınız." cümlesinin eş anlamlısı.
-Konuyu ayrıntılara girmeden işlemişsiniz.

"Eskiden çok vakti yoktu, onun için uzun yazılar yazardı, şimdi vakti bol; daha kısa ve güzel yazılar yazıyor."
-Kısa ve özlü yazmak için uzun zamana ihtiyaç vardır.

"Şiire yaşlı bir şair gibi başlamak, genç bir şair gibi onu sürdürmek gerekir."
-Şiir, deneyim ve coşkunun ürünüdür.

"Kimi genç şairler, şiirin kendileriyle başladığını, kimi yaşlı şairler ise şiirin kendileriyle bittiğini sanırlar."
- Şairlerin genci de yaşlısı da şiirde güzelliğin ve başarının ölçüsünü kendi şiiriyle sınırlar.

 NEDEN-SONUÇ CÜMLELERİ

Neden-sonuç cümleleri iki bölümden oluşur. Birinci bölüm neden (sebep), ikinci bölüm ise sonuç bildirir. Bu tür sorularda eylemin hangi nedenle meydana geldiği bizim için önemlidir. Daha çok "için, -den, -diğinden, ile" gibi edatlarla sağlanır.

Malzeme yetersizliğinden inşaat yarım kaldı.
Seni ziyaret edemedim, çünkü hastaydım.
Yağmurun yağmasıyla herkes içeri kaçıştı.
Yorgun olduğu için işi erken bıraktı.
Kazanamama korkusuyla gece gündüz çalışıyor.
Maddi imkansızlık yüzünden okuyamamış.
Fazla ışık gözlerime dokunduğundan perdeyi kapattım.
Büyükbaba öldü, sonra üzüntüsünden büyükanne öldü.
Müdür, yaşlı adama ters ters baktı. Adamcağız utancından büzüldükçe büzüldü.
Saha çamur olduğu için maç ertelenmiş.
Çocukların susuzluktan dudakları çatlamıştı
Şiddetli soğuklardan elleri ince ince yarılmıştı.

» AMAÇ-SONUÇ CÜMLELERİ

ylemin hangi amaca bağlı olarak gerçekleştiği vurgulanır. Bu tür cümlelerde de "için, diye, üzere" gibi edatlardan yararlanılabilinir.

Öfkesini yenmek için dışarı çıktı.
Yoksulluktan kurtulmak için şehre göç etmiş.
Kardeşi iyileşsin diye Allah'a dua ediyor.
Bildiklerini anlatmak üzere karakola başvurdu.
Bu sıkıntılara sınavı kazanalım diye katlanıyoruz.
Yabancı dil öğrenmek için kursa gidiyor.







KARŞIT ANLAMLI CÜMLELER

Anlam bakımından birbirinin zıddı olan sözcüklerin kullanıldığı cümlelerdir. Bu tür cümlelerde konu genellikle aynı, fakat konuya bakış açısı farklıdır.

Adamın yüzündeki yumuşak ifade bizimle konuşurken birdenbire sertleşmişti.
Dışarısı günlük güneşlik, sımsıcak, halbuki burada paltolarımız bile bizi ısıtmaya yetmiyor.
Derin boğazlara girdiğinde coşup köpüren ırmaklar, düze inince miskinleşiyor.

 ŞARTLI CÜMLELER (BİR KOŞULA BAĞLI CÜMLELER)

Bazı cümlelerde temel yargının gerçekleşmesi bir şarta bağlanır. Buna göre birinci bölüm (yan yargı) koşul, ikinci bölüm ise o koşula bağlı olarak ortaya çıkan sonuçtur (temel yargı).
Türkçede koşul anlamı asıl olarak "-sE" şart ekiyle sağlanır. "ise", "-dİkçE", "mİ", "ama", "üzere", "yeter ki" ile de koşul anlamı sağlanır.

Lodos eserse hava temizlenir.
Ne demek istediğimi, bu kitabı okursan anlarsın.
Yardım edersen işimi çabuk bitiririm.

Babanı gördü mü olanları anlatır.
Sizin için izin alırım, ama erken döneceksiniz.
İki saat sonra dönmek üzere gidebilirsin.
İstediğin arabayı alırım, yeter ki sınavı kazan.
Okula gideceksin ama otobüsle.
Onu gördükçe seni hatırlıyorum.

KARŞILAŞTIRMA CÜMLELERİ

İki kavram, nesne, eser, kişi arasında yapılan kıyaslamaya karşılaştırma denir. Karşılaştırmada benzerlik, farklılık, üstünlük gibi değişik durumlar ifade edilir. Yani karşılaştırmanın hangi yönden yapıldığı ortaya konur. Bu durumda benzetme ve karşılaştırma edatları kullanılır.

Adnan yaşça Ahmet'ten büyük(tür).
Yeni şiirler eski şiirlere göre daha anlaşılır bir dille; ama daha anlaşılmaz imgelerle yazılmaktadır.
Sağlığım geçen haftaya göre daha iyi.
Televizyon da sinema kadar etkilidir.
Bu konuda senden daha bilgilisi yok.
Bu çalışmayla daha iyi bir puan alabilirdin.
Dinlemek de konuşmak kadar önemlidir.
Öğretmen, sınıfın en çok konuşanını öne oturttu.
Öykülerini de okudu; ama bunları şiirleri ve oyunları kadar beğenmedi.

TAHMİN, İHTİMAL, OLASILIK CÜMLELERİ

htimal, olasılık ve tahmin, bazı verilere dayanarak gelecekteki bir şeyi, bir olayı kestirmek, onun olabilme ihtimalini göz önünde bulundurmaktır.
Bu tür cümleler, gerçekleşme şansı, ihtimali, tehlikesi olan bir durumu veya olayı ifade ederler.
Tahmin cümlelerinde olayların akışından hareketle sonuç görülmeye çalışılır. Kesinlik taşımayan, öznel yargılardır; cümleyi söyleyenin kendince ulaştığı bir sonuçtur.

Bu kış, şiddetli geçebilir. (bir ihtimal, belki)
Dün beni arayan Hakan olmalı. (büyük ihtimalle odur)
Adnan Bey'in yanındaki kardeşi olacak. (galiba)
Dün evde değildim, Fikret beni aramıştır. (aramış olmalı, büyük ihtimalle)

Ek-fiilin geniş zamanında kullanılan "-dir" eki fiillerden sonra kullanıldığında cümleye ihtimal, olasılık, tahmin veya kesinlik, kuvvetlendirme anlamları katar.

Bizin eller yeşillenmiştir. (tahmin)
Yurt dışına gidince bizleri unutmuştur. (tahmin, ihtimal)
Sınav iki basamak hâlinde uygulanacaktır. (kesinlik)

Bu eklerin dışında, "belki, galiba, sanırım,sanıyorum, zannederim, sanki, gibi" vb sözcüklerle ve "-ebil-" ekiyle de cümlelere olasılık anlamı katılabilir.

Yarın sizi ziyarete gelebiliriz.
Bu akşam geç kalabilirim.
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.
Sanıyorum o konu anlatılmadı.
Zannederim bu konuyla ilgileniyorsunuz.
Geç kaldık; sanırım o gitmiştir.

NESNEL ANLATIM

Nesnel: Objektif.

Gerçekliği kanıtlanabilir, bilimsel, ölçülebilir, herkese göre aynı olan; göreceli olmayan; kişilerin duygularına dayanmayan anlatım nesnel anlatımdır.
Nesnel anlatımda ölçülebilir, kanıtlanabilir ve yorumlara meydan vermeyen bir anlatım vardır. Nesnel anlatımda "bence" ve "bana göre"ye yer yoktur:

Yahya Kemal 20. yüzyılda yaşamış bir edebiyatçıdır.
İstanbul Türkiye'nin en büyük şehridir.

Nesnel anlatım sorularında her zaman "aşağıdakilerin hangisinde nesnellik vardır?" gibi soru kökleri olmayabilir. Kimi zaman da "aşağıdakilerden hangisi söyleyenin kişisel düşüncelerini içermemektedir?" veya "yukarıdaki cümlelerin hangilerinde düşünce eksiksiz ve belirli bir kesinlikle anlatılmıştır?" gibi sorular nesnelliğe aittir.

Kitaptaki ilk öykünün konusu köy yaşamıdır.
Oyundaki olaylar bir çiftlikte geçiyor.
Yazar, bu romanından sonra peş peşe altı oyun yazdı.
Romanın sonunda kahramanların hiçbiri umduğunu bulamıyor.
Bu, sanatçının en son çıkan şiir kitabıdır.
Öyküdeki kişilerin dördü kadın, üçü erkektir.
Romanda anlatılanlar Kurtuluş Savaşı yıllarında geçiyor.
Oyundaki olaylar, üç bin kişilik bir kasabada, bir çiftlikte geçiyor.

ÖZNEL ANLATIM

Öznel: İzafî, sübjektif, göreli, göreceli...

Öznel ifadeler, doğruluğu ve yanlışlığı kişilere göre değişebilen, kanıtlanamayan, tartışmalı, öznel, ölçülemeyen, duygulara bağlı, yorumlanabilir, bilimsel olmayan yargılardır.
Bu tür cümlelerde izlenimler, yorumlar, duygular, beğeniler ve kişisel görüşler anlatılır.

Yahya Kemal, 20. yüzyılın en başarılı şairidir.
İstanbul Türkiye'nin en güzel şehridir.
Karadeniz insanı çok inatçıdır.
En güzel kış meyvesi portakaldır.

Hikâyeciliğimizdeki en başarılı dönem o yıllardı.
En güzel yıllarımı o köyde geçirdim.
Şehirde yaşamak köyde yaşamaktan daha zordur.
Öykülerinde bir kuruluk, bir tekdüzelik görülüyor.
Oyundaki dekorlar, seyirciyi o günün ortamına götürerek oyunun etkisini büyük ölçüde artırıyor.

Öznel cümleleri varsayım ve olasılık; yorumlama, yakınma, eleştiri ya da beğeni içeren cümleler gibi gruplara ayırmak mümkündür.

YORUMLAMA CÜMLELERİ

Bu tür cümlelerde gizli veya hayali şeylerden anlam çıkarma söz konusudur.

Son günlerde hiç konuşmuyor, sanki bana gücenmiş.
Kimse beni dinlemiyor, sanki herkes bana cephe almış.
İkide bir karşıma çıkıyor, sanki beni izliyor.
Sanki suçlu benmişim gibi surat asıyorsun.

 YAKINMA BİLDİREN CÜMLELER

Bu tür cümleler insanı pişman edecek şekilde sonuçlanmış olaylardan şikayeti dile getirir. "keşke, bari, hiç değilse, hiç olmazsa" gibi sözcüklerle ve "ki" bağlacıyla kurulan cümlelerdir.

Keşke o gün evden çıkmasaydık.
Hiç olmazsa son sınavdan iyi not alsaydın.
Beni düşünmüyorsun bari kendini düşün.
Yüz kere söylesen de anlamaz ki!
Hiç değilse bir kez geç kalma.
Bu kadar fırsat verdik değerlendirmedi ki!

 ŞAŞIRMA BİLDİREN CÜMLELER

Bazı cümlelerde şaşırma ifade edilir.
Örnek:
Senin burada ne işin var!
Ne kadar değişmişsin!

Şaşırma anlamı soru ekiyle de sağlanabilir:

Biraz sonra bir batağın içine dalmayayım mı?
Bizim Ali orada da karşımıza çıkmasın mı?

 DOĞRUDAN ANLATIM

Başkalarına ait sözleri değiştirerek, sadece içerik olarak aktarmaktır.

Ali, bana bu kitabı iki kez okuduğunu söyledi.
Yazar, roman kahramanının gerçek hayatta da yaşadığını söyledi.
Annem, akşam eve erken gelmem gerektiğini söyledi.





DOLAYLI ANLATIM

Başkalarına ait sözleri söylendiği gibi aktarmaktır.

Ali: "Bu kitabı iki kez okudum." dedi.
Öğretmen:" Bu test sorularını evde çözeceksiniz." dedi.
Dersten sonra etüt yapacağız, dediler.
Başbakan: "Kıbrıs, bizim toprağımızdır." dedi.
Öğretmen, Ali'ye: "Arkadaşına söyle, yarın ödevini mutlaka getirsin!" dedi.

ÜSLÛP CÜMLELERİ

Üslûp, sanatçının yazım tekniği (yöntem, tarz, metot), kelime seçimindeki ve cümle kuruluşundaki kendine özgülük; görüş, duyuş ve anlatış özelliğidir.
" Sanat eserinde konu, anlatılan nesneyi; üslûp da bunun nasıl anlatıldığını ifade eder.
" Kısacası, sanatçının dili ve anlatım özellikleri onun üslûbunu meydana getirir.

¢ Aşağıdaki cümleler bir sanatçının üslûbuyla ilgili cümlelerdir:

Yazarın sade dili, parlak kelimelerle anlatımı bizi esere yaklaştırıyor.
Romancı, roman kişilerinin karakterlerini çizerken onların diliyle konuşmak zorundadır.
Bu ilk öykülerinde sıfatlardan, söz sanatlarından kaçınan yalın dili ve ayrıntıları gözlemlemedeki ustalığıyla dikkati çekti.
KİNAYELİ ANLATIM

Cümlede ifade edilen düşüncenin, genellikle alaycı biçimde, tersini kasteden anlatım biçimidir.

Takımımız bu haftaki maçında muhteşem bir oyunla 4-0 mağlup oldu.
Çocuk o kadar çalışkandı ki her dönem en az beş zayıf getirirdi.

TANIM CÜMLELERİ

Bir varlığın veya kavramın ayırt edici özelliklerini belirli bir kesinlikle ifade etmektir.
Gelgit, ayın çekim kuvvetinin tesiriyle denizin karaya yaklaşması ve karadan uzaklaşmasıdır.
Kafiye, mısra sonlarındaki ses benzerliğidir.
Sanat, hayatı yüceltme ve daha anlamlı kılma çabasıdır

GENELDEN ÖZELE ANLATIM

Genel bir yargıdan yola çıkarak daha özel bir yargıya, sonuca ulaşmaktır.

Annelerin en güzeli sensin.

Anılarımın en iyisi seninle yaşadıklarım.

ÖZELDEN GENELE ANLATIM

Özel bir yargıdan yola çıkarak daha genel bir sonuca ulaşmaktır.

Ben de tüm insanlar gibi mutlu olmak arzusundayım.

MECAZ ANLAMLI CÜMLELER

Mecaz anlam bir sözcüğün gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak kazandığı yeni anlamlardır.Mecaz anlam çoğunlukla soyuttur. İçerisinde mecaz kullanılmış cümlelere örnekler verelim:

Bu sözlerinle beni çok kırdın.

Boş boş bakarak bir yere varamazsın.

CÜMLEDE VURGU

Bir cümlede bir sözcüğün diğerlerine oranla daha baskın söylenmesidir.

Bir cümle fiil cümlesi ise vurgu yükleme en yakın sözcüktedir.

Yarın Ankara'ya otobüsle gideceğiz.(Araç kavramı vurgulanmış)

Yarın otobüsle Ankara'ya gidiyoruz. (Yer)

İsim cümlelerinde vurgu yüklemin üzerindedir.
En sevdiğim şehir Ankara'dır.
Cümlesinde en vurgulu sözcük "Ankara'dır" sözcüğüdür.
Cümle içlerinde kullanılan de,da, bağlaçları; mi soru edatı vurguyu üzerine çekebilir.

OLUMLU VE OLUMSUZ CÜMLELER

Bir eylemin gerçekleşmesini ifade eden cümleler olumlu cümlelerdir.

Seni hatırlayabildim.

Eylemin gerçekleşmemesini ifade eden cümleler ise olumsuzdur.

Yanınıza gelemeyeceğim.


» YAKINMA BİLDİREN CÜMLELE

Bu tür cümleler insanı pişman edecek şekilde sonuçlanmış olaylardan şikayeti dile getirir. "keşke, bari, hiç değilse, hiç olmazsa" gibi sözcüklerle ve "ki" bağlacıyla kurulan cümlelerdir.

Keşke o gün evden çıkmasaydık.
Hiç olmazsa son sınavdan iyi not alsaydın.
Beni düşünmüyorsun bari kendini düşün.
Yüz kere söylesen de anlamaz ki!
Hiç değilse bir kez geç kalma.
Bu kadar fırsat verdik değerlendirmedi ki!














Paragraf Bilgisi

PARAGRAFIN YAPISI

Paragrafın cümlelerden oluştuğunu söylemiştik. Bu cümlelerin anlam ve yapı yönünden bir sıralanışı vardır. Bu da paragrafın bölümlerini oluşturur.

1.Paragrafın Bölümleri

a.Giriş Cümlesi : Giriş cümlesi bağımsızdır. Diğer cümleler giriş cümlesine biçimce ve anlamca bağlıdır. Kendinden önce geçmiş bir cümle var mı, izlenimi uyandırmamalıdır. Geliştirilmeye, açıklanmaya uygundur.

b.Gelişme Cümlesi : Giriş cümlesine ya da bir sonraki cümleye anlamca ve yapıca bağlıdır. Ana düşünceyi açıklayıcı destekleyici örnek ve tanımlamalar vardır. Ayrıntıya yer verilen bölümdür.Birden fazla paragraftan oluşabilir.

c.Sonuç Cümlesi : Paragrafta anlatılanları özetleyen cümledir. Çoğunlukla; kısaca, özetle, böylece, bununla birlikte, bundan dolayı gibi bağlayıcı sözlerle başlar. Genelde anadüşünce sonuç bölümünde olur.

 ANLATIM BİÇİMLERİ

Yazarın, paragrafta ana düşünceyi veriş şekline anlatım denir. Yazar, yazısını daha etkileyici hale getirmek için örnekler, tanımlamalar, benzetmeler vb. tekniklerden yararlanabilir. Buna da "Anlatım Biçimleri" denir.

1.Anlatım Biçimleri

a)Açıklama : Açık, sade bir dil kullanılır. Tanımlama ve örneklere sıkça yer verilir. Daha çok düşünce yazılarında kullanılır. Amaç bilgi vermektir.Kuru bir anlatımdır.

b)Tartışma: Samimi, konuşuyormuş gibi bir dille anlatım yapılır. Soru-cevaplara yer verilir. Okuyucunun düşüncesini değiştirme çabası vardır.Yazarın amacı kendi görüşüne okuyucuyu inandırmak,ikna etmektir.

c)Betimleme (Tasvir) : Gözlemlemeye dayanır. Görülen iç ve dış özellikler açık bir şekilde anlatılır. Buna kelimelerle resim yapma sanatı denir. İnsan betimlemelerine portre denilir.Portre fiziksel ve ruhsal portre olmak üzere ikiye ayrılır.

d)Öyküleme (Hikaye etme) : Olaya dayalı anlatım biçimidir. Olay, kişi ve mekana bağlı olarak anlatılır. Olayın bir zaman akışı vardır. Kahramanlar ve bu kahramanların başından geçen olaylar vardır.

DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

a)Tanımlama : Bir kavramın kendine has özelliklerini anlatmaya yarayan, ".......... nedir?" sorusuna cevap veren anlatımdır. Müzik, duyguların notalarla ifadesidir.
b)Tanık Gösterme : Bir düşünceyi ünlü kişilerin sözlerinden yararlanarak, inandırıcı kılmaktır. Yunus "Benim işim sevgi için" mısraını sanki bugün için söylemiş gibidir.
c)Benzetme: Anlatılan düşünceye güç ve güzellik katmak, bir şeyin niteliğini anlatmak için; o niteliği, tam olarak taşıyan bir şeyle göstermektir. Salıncak, sonbaharda yere düşerken sallanan bir yaprak gibi sallanıyordu.
d)Örneklendirme: Düşünceye inandırıcılık kazandırmak için düşünceyi örneklerle açıklamaktır. Müzeler, medeniyetleri günümüze kadar taşır. Ankara'daki Etnoğrafya Müzesi de onlardan biridir.
e)Karşılaştırma: Birden fazla varlık ya da kavram arasındaki benzerlik ve farklılıklardan yararlanarak düşünceyi
f)Nesnel Anlatım: Yazar, kendi duygularına ve düşüncelerine yer vermez, ispatlanabilir yargılardır. İstanbul, Türkiye'nin nüfus yoğunluğu en fazla olan şehridir.
g)Öznel Anlatım: Yazarın kişisel duygularının ve düşüncelerinin yer aldığı anlatımdır. Yazarın yorumunu içerir. Evin yeni boyası eve yeni bir renk ve neşe katmıştı.



Yazım Kuralları

 EK-FİİLİNİN YAZIMI

Ek-fiil isimlerin yüklem olmasını sağlayan ektir..

a. Ek-fiil (imek fiili) eklendiği kelimeye bitişik de yazılabilir ondan ayrı da... Ama genellikle bitiştirilir. Ayrı yazıldığı zaman ünlü uyumlarına uyup uymadığına bakılmaz. Bitişik yazılan ek-fiil "büyük ve küçük ünlü uyumu" kurallarına uyar.

1. Sessiz harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki "i" düşer:

rahatsız idim›rahatsızdım,
çocuk ise›çocuksa,
Serkan imiş›Serkan'mış,
koşar iken›koşarken
Suçlanan ben imişim›benmişim
Biz imişiz›bizmişiz
Meğer sen ne çalışkan imişsin›çalışkanmışsın
Çalışkan imişsiniz›çalışkanmışsınız
Adam yirmi yıldır evine hasret imiş›hasretmiş

2. Sesli harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki "i" düşer ve yerine "y" kaynaştırma harfi gelir: [1]

Bir güzelin hayranı i-di-m›hayranıydım, hayranı idik›hayranıydık
Zeki idi›zekiydi
Ali imiş›Ali'ymiş,
Hasta ise›hastaysa,
Nöbetçi iken›nöbetçiyken,
Merhametli imişler›merhametliymişler
Merhametliler imiş›merhametlilermiş

b. Fiillere getirildiğinde onların birleşik zamanlı çekimlerini yapmayı sağlayan ek-fiil bitişik de ayrı da yazılabilir:
çalışmış i-di-k›çalışmıştık
okuyor i-se›okuyorsa
okuyor i-miş-ler/okuyorlar imiş›okuyorlarmış

EDATLARIN YAZILIŞI

Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...

Bitişik yazılan "ile" kelimesi "büyük ve küçük ünlü uyumu" kurallarına uyar. Ayrı yazıldığında ünlü uyum kuralları aranmaz:

arabası ile›arabasıyla, konu ile›konuyla,
annem ile babam›annemle babam

Ünlüyle biten kelimelere bitiştirildiğinde, baştaki "i" ünlüsü düşer ve yerine "y" kaynaştırma harfi gelir:
Bora ile›Bora'yla, sopa ile›sopayla, dava ile›davayla, arkadaşı ile›arkadaşıyla, dolayısı ile›dolayısıyla...
Ünsüzle biten kelimelere bitiştirildiğinde, sadece baştaki "i" ünlüsü düşer, büyük ünlü uyumuna göre "la" veya "le" şeklinde kullanılır.


 Mİ SORU EDATININ YAZILIŞI

Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir.

- "-mİ", kendinden önceki kelimden her zaman ayrı (bir kelime gibi) yazılır:

Gelecek miydin? (fiile)
Sen misin? (isme)
Geldi mi?, okuyor mu?, onlar mı?, özgün mü?...
Sen burada mısın?
Bizi duyuyor musunuz?
İzmir mi yoksa İstanbul mu daha güzel?
Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda?

- Eklendiği kelimenin son sesine, dolayısıyla büyük ve küçük sesli uyumu kurallarına uyar:

Salı mı? Sen mi? O mu? Ölü mü?

- Soru ekinden sonra gelen ekler kendisine bitişik yazılır.
Seni çağıran bu çocuk muydu?

- Soru anlamı vermediği zamanlarda da ayrı yazılır.

Yağmur yağdı mı dışarı çıkmak isterim.
Güzel mi güzel bir evi var.

DE BAĞLACININ YAZILIŞI

Her zaman kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı ve "de, da" şeklinde yazılır; bitiştirilmez, "te, ta" şeklinde yazılmaz.
"ya" ile birlikte kullanıldığında da ayrı yazılır: "ya da"
İsimlerden sonra da kullanılabilir, fiillerden sonra da.
Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar.
Ama ünsüz uyumuna bağlı değildir, yani -te, -ta şekilleri yoktur.
Vurgulanarak okunur.

Gölgende ban da bana da yer ver.
Ateşten kızaran bir gül arar da
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi.
Bu soruyu Ali de mi bildi?
Sorsan da söylemem.
Çalış da çalış...
Büyüyecek de bana bakacak.
Çalışıp da kazanacaksın.
Alacak ya da [3] almayacak.










DE EKİNİN YAZILIŞI

İsim çekim eklerindendir.
İsmin bulunma hâlini yapan hâl ekidir.
Yer ve zaman bildirir.
Sesli uyumlarına uyar.
"De" bağlacının yalnız "de", "da" biçimleri varken; "-De" hâl ekinin "-de", "-da", "-te", "-ta" biçimleri vardır. Bunun sebebi ekin bitişik yazılıyor olmasıdır.
Yapım eki olarak da kullanılabilir:

Eski İstanbul'da ne güzel günler yaşanmış.
Saat yedide mi gelecekmiş?
Her şey yerli yerinde.
Suyu bir yudumda içti.
Siz ayakta kaldınız.
Çamaşırları elde yıkıyormuş.
Yılda yirmi gün izni var.


Kİ BAĞLACININ YAZILIŞI

Sadece "ki" biçimi vardır.
Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.
"ki" ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli-
Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.
Atatürk diyor ki: ...
Bir şey biliyor ki konuşuyor.
Ben ki hep sizin için çalıştım.
Sınavı kazanabilir miyim ki...
Baktım ki gitmiş.

Ancak bu bağlaç birkaç örnekte kalıplaşarak bitişik yazılmaktadır.


SAYILARIN YAZILIŞI

Sayılar rakamla yazılabildikleri gibi harfle de yazılabilir.

]Küçük sayılar, yüz ile bin sayıları ve daha çok edebî karakter taşıyan metinlerde geçen sayılar harfle gösterilir.

İki hafta sonra, haftanın beşinci günü, üç ayda bir, dört kardeş, üçüncü sınıf, yüz yıllık tarih, bin yıldan beri...
Yaş otuz beş, yolun yarısı eder.

]Buna karşılık saat, para tutarı, ölçü, istatistik verilere ilişkin sayılar ile büyük sayılarda rakam kullanılır.

Öğleden sonra saat 17.30'da, 1.500.000 lira, 25 kilometre, 150 kg, 15 metre kumaş, 60.000.000.000 insan...

Saat ve dakikaların metin içinde harfle yazılması da mümkündür.

Saat dokuzda, dokuzu beş geçe, yediye çeyrek kala, sekizi on dakika üç saniye geçe, meselâ saat onda...

]Sayılar daha çok Arap rakamlarıyla gösterilir:

25, 150, 15.000...

Romen rakamları, yüzyıllarda, hükümdar adlarında, kitap ve dergi ciltlerinde ve kitapların asıl bölümlerinden önceki sayfaların numaralandırılmasında kullanılır. Bu tür örneklerde Arap rakamlarının (harflerinin değil) kullanılması da mümkündür. Hükümdar adlarında kullanılan rakamlar hükümdarın adından önce gelir.

XX. yüzyıl, III. Selim, XIV. Louis, V. Karl, I. Cilt...

]Rakamlardan sonra getirilen ekler kesme işareti (') ile ayrılır:

Saat 10.30'da, 1972'de, 2000'den, 12'nci...

]Sıra sayıları harfle de gösterilebilir, rakamla da:

beşinci, yirmi ikinci...

Rakamlardan sonra, sıra belirtmek üzere nokta da kullanılabilir, "-ncİ" eki de:

16., 20., XXI., 16'ncı, 121'inci, 110'uncu...

]Üleştirme sayıları harfle gösterilir:

ikişer, yedişer, dokuzar, üçer üçer, onar onar, ellişer bin lira, yüz yirmi yedişer milyon...

]Beş ve beşten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır. Gruplar arasına nokta da konabilir:
22 605, 111 548 600,
22.605, 111.548.600
]Sayılarda kesirler virgülle ayrılır:
15,2 5,26
]Harflerle yazılan birden fazla sayının her biri ayrı yazılır.
Yüz yirmi beş milyon, on altı, yedi yüz iki,
Ancak para ile ilgili işlem ve belgelerde (senet, çek vb.) harflerle yazılan sayıların tamamı, aralarına sonradan başka harfler konmasın diye birbirine bitişik yazılır:
onbirmilyonyediyüzaltmışikibindokuzyüzkırkaltı
TARİHLERİN YAZILIŞI
Tarihler zaman birimi olarak en kısadan en uzuna doğru sıralanır: gg.aa.yyyy:
30 Haziran 1998
30.06.1998
30/06/1998

b. Gün, ay, yıl rakamlarının arasına nokta ya da eğik çizgi konur:
11.12.1999=11/12/1999

c. Tarihlerde aylar harfle de rakamla da yazılabilir. Ayların adı harfle yazılırsa gün, ay ve yıl arasına işaret konmaz:
2 Eylül 2000=02.09.2000

PEKİŞTİRİLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI

Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır:
dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre

Noktalama Bilgisi

 NOKTA

Hüküm, yargı bildiren, tamamlanmış cümlelerin sonuna konur:

Türk'üm.
Okul açıldı.

"Artık ana dili büsbütün işitilmez olmuştu. Hasan, köşeye büzüldü; bir şeyler soran olsa da susuyordu, yanakları pençe pençe, al al olarak susuyordu. Portakal bahçelerine dalmış, göğsünde bir katılık, gırtlağında lokmasını yutamamış gibi bir sert düğüm, daima susuyordu." (Eskici; Refik Halit Karay)

-Bazı kısaltmaların sonuna konur:

Prof., Doç., Dr., İst., s., vb., Cad., Sok., Alm., Ar., Far., Fr., İng.

Nokta kullanılmayan kısaltmalar:

TBMM, TDK, D, B, K, G, KB, GB, KD, GD (sekizi de yön),
m, cm, g, kg, l, C, Fe

-Sayılardan sonra sıra belirtmek için "-ncİ" ekinin yerine kullanılır:

50. yıl kutlamaları, Cumhuriyet'in 75. yılı, yılın 365. günü
IV., II. Mehmet, XV. yüzyıl

-Üçlü gruplara ayrılan sayılar arasına konur [2]:

12.584.000, 325.355.254

-Tarihlerde gün, ay ve yıl rakamlarının arasına konur.

05.02.1972, 119.12.1996, 29.X.1923

Ay adları harfle yazılırsa nokta kullanılmaz:

29 Ekim 1923

-Saat bildiren sayılarda saat ile dakika arasına konur:

08.30, 14.40, 23.58, 00.20 [3]

-Bir yazının maddelerini gösteren rakam ve harflerden sonra konur:

I. II. A. B. 1. 2. a. b. i. ii.

-Bibliyografyada her künyenin sonuna konur:

Agâh Sırrı Levent, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara 1960.

-Matematikte çarpı işareti yerine konur:



VİRGÜL

Cümlede birbiri ardınca sıralanan, eş görevdeki kelime ve kelime grupları arasına konur:

Uzun boylu, sarışın, gözlüklü ve [4] sevimli bir çocuktu. (sıfatlar arasına)
Kalemini, defterini, çantasını ve hırkasını alıp gitti. (nesneler arasına)
Ali, Veli, Selâmi! Kivi getirin! [5] (hitap kelimeleri arasına)
Babası, annesi, dayısı ve halası onu sürekli şımartıyorlardı. (özneler arasına)
Eve gelirken insanlara, arabalara, evlere, atlara, ağaçlara onları bir daha göremeyecekmiş gibi bakıyordu. (dolaylı tümleçler arasına)

Sessiz dereler, solgun ağaçlar, sarı güller
Dillenmiş ağızlarda tutuk dilli gönüller (FNÇ)

-Aralarında biçimce ve anlamca ilgi bulunan (sıralı) cümlelerin arasına konur:

Umduk, bekledik, düşündük.
Cemal Bey çantasını kapattı, yerinden kalktı, mahcup bir şekilde oradan ayrıldı.
Tozlu ve soluk kırmızı perdelerden yakıcı bir güneş taşıyor, bütün odayı dolduruyordu.

-Cümlede özel olarak vurgulanması gereken öğelerden sonra konur:

Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz. (Atatürk)

-Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan özneyi belirtmek için (özne ile yüklen arasına başka öğeler girmişse) özneden sonra kullanılır:

Çocuk, soğuk bir kış günü ayrıldığı ve uzun zaman haberini dahi alamadığı köyünü artık unutmuştu.

-Cümlede isim olarak kullanılan adlaşmış sıfatlar, kendinden sonra gelen kelimenin sıfatı şeklinde anlaşılacaksa bu kelimelerden sonra virgül konur. Yani bir kelimenin kendinden sonraki kelimeyle ilgisi olmadığını göstermek için kullanılır.

Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır.
İhtiyar, bekçiye müdür beyin içeride olup olmadığını sordu.

Bu cümlede ihtiyar kelimesinden sonra virgül olmasaydı bekçinin ihtiyar olduğu ve başka birinin bu ihtiyar bekçiye soru sorduğu anlaşılacaktı.

-Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına konur [6]:

Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu den bir kamış olsam. (AH)

-Kendisinden sonraki cümleye bağlı olan "hayır, yok, yoo, evet, peki pekâlâ, tamam, olur, hayhay, baş üstüne, öyle, haydi, elbette" gibi kelimelerden sonra konur:

Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkçeleşiyor.
¦Yoo, güvercinlerime dokunmayın, dedi.

-Hitaplardan sonra kullanılır:

Muhterem Hocam,
Arkadaşlar, bu sorular yarına kadar çözülmeli!
Efendiler, bilirsiniz ki, hayat demek, mücadele, müsademe demektir.

-Arasözlerin ve ara cümlelerin (içe içe birleşik cümlelerde iç cümlenin) başında ve sonunda kullanılır:

Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz.
Bu söz, ister inanın ister inanmayın, doğrudur.
Arka sıradakilerden biri, gözlüklü olanı, bir soru sordu.
Dün Ali amcalara, eski komşumuza, gittik.
Doğup, büyüdüğü yerleri, memleketini, çok özlemişti.
Onu dün akşama doğru, saat beş gibi, Kızılay'da gördüm.

-Başkalarının sözlerinden yapılan veya yazanın kendine ait başka sözlerinden yaptığı alıntılar [7] tırnak içine alınmamışsa iki virgül arasında verilir, cümle alıntı bir sözle başlıyorsa bu alıntı cümlesinden sonra virgül konur:

Hepinizi çok iyi tanıyorum, dedi.
Onlar da, eğitimi en yüksek seviyeye çıkaracağız, demişlerdi.
Ben, buna ihtiyacım yok, dediysem de o dinlemedi.

-Yazışmalarda, başvurulan makamın adından sonra konur:

Türk Tarih Kurumu Başkanlığına,

- Yazıların sonuna düşülen notlarda yer adıyla tarih arasına konur:

Kuşadası, 7 Şubat

-Sayıların yazımında ondalık bölümleri ayırmak için kullanılır. Nokta kullanılmaz:

22,4 2,5 125,255

-Bibliyografik künyelerde yazar adı, eser adı, basım evi vb. maddelerin arasına konur. Basım yeri ile tarihi arasına virgül konmaz:

Falih Rıfkı Atay, Tuna Kıyıları, Remzi Kitap Evi, İstanbul 1938

-Cümle içinde "ve, veya, yahut" bağlaçlarından önce ve sonra virgül kullanılmaz; başka noktalama işaretleri de kullanılmaz.

NOKTALI VİRGÜL

Aralarında şekil ve anlamca ilişki bulunan, birbirine bağlaçsız bağlanan ve aralarındaki duraklama kısa olan cümlelerin arasına konur:

At ölür, meydan kalır; yiğit ölür şan kalır. (Bu cümlelerin arasına nokta konabilirdi, ama duraklama kısa olduğu için noktalı virgül konmuş.)
Gitmemiz gerekiyor; bekleyenler var. (çünkü)
Okumuş bir kadın değil, ama anlayışlı; çok genç değil, ama güzel... (bununla birlikte)
Karşısında, bir şezlonga uzanmış esmer, güzel bir kız, siyah maroken kaplı bir kitap okuyor; pencereden, çiçek, kır kokuları; deniz, dalga fısıltıları getiren tatlı bir nisan rüzgârı giriyordu. (Bahar ve Kelebekler; Ömer Seyfettin) (bu esnada; ve)

-İki cümleyi birbirine bağlayan "ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki, çünkü, yoksa, bundan dolayı, binaenaleyh, sonuç olarak, bununla birlikte, bununla birlikte" gibi bağlaçlardan önce konur:

Halis bir şiir fena okunabilir; lâkin sahte bir şiir iyi okunamaz. (YKB)
Olanları anladım; ama iş işten geçmişti.
Çok söylüyorum, fakat söz dinlemiyor.
Bir aralık evden savuşmak da aklına geldi; ama, faydasız buldu.
İnsan yalanı bilmeyerek okur; ama, yalan olduğunu bildikten sonra gene okumak ister mi?

Sıralı cümleler arasına giren bu bağlaçlardan önce nokta, virgül ya da noktalı virgül koyup koymamak yazara göre değişebilen bir üslûp meselesidir.

-Virgüllerle ayrılmış tür veya takımları, farkı bölümleri ve örnekleri birbirinden ayırmada kullanılır:

Murat, Yavuz ve Kâzım bir grup; Ahmet, Metin ve Mehmet de bir grup olsunlar.
Erkek çocuklarına Doğan, Tuğrul, Aslan; kız çocuklarına ise İnci, Çiçek, Gönül adlarını verirler.

-Virgülle ayrılmış örnekleri farklı örneklerden ayırmak iç.in kullanılır:

kavun, karpuz, kelek; lâhana, pırasa, ıspanak; bisküvi, kraker, çikolata...

-Öğeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için bu sıralı cümleler konur.

Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum.
Sabahtan beri bekliyorum; ne gelen var ne giden.
İster inan, ister inanma; aynen dediğim gibi oldu.
İş işten geçti; artık gelsen de olur, gelmesen de...

-İçerisinde birden fazla virgül kullanılmış cümlelerde öznenin kendinden hemen sonra gelen öğelere karışmamasını sağlamak için kullanılır:

Faruk; Kenan, Hulusi ve Mustafa ile yaşıt sayılır.

-Cümle içerisindeki açıklamalardan önce kullanılır:

Akşama dek hiç durmaksızın çalışmıştı; çok yorgundu.

 İKİ NOKTA

Açıklama yapılacak yerlerde kullanılır:

bestesiz:bestesi olmayan.
sıfat: İsimlerden önce gelerek onların nitelik ve niceliklerini bildiren kelimeler.
Kelimeler genel olarak ikiye ayrılır: İsimler ve fiiller.
Bu işin en sağlam yolu şudur: Bildiğinden şaşmamak.
Yeni harfler alındıktan sonra eski yazı ile bir tek kelime bile yazmayan iki kişi görmüşümdür: Atatürk ve İnönü.
Kendimi takdim edeyim: Meclis kâtiplerinden Hayrullah.

-Bir cümleden sonra alıntı bir cümle geliyorsa veya bir söz naklediliyorsa iki nokta kullanılır:
Çocuk merakla sordu: "Bana ne getirdin?"
O, başarının sırrını tek kelimeyle açıklar: Azim

-Kendisinden sonra örnek verilecek cümlelerin sonuna konur.

Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bazıları şunlardır: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem...

-Karşılıklı konuşmalarda kimin konuşacağı belirtildikten sonra iki nokta konur:

¦Buğdayla arpadan başka ne biter bu topraklarda?
Ziraatçi sayar:
¦Yulaf, pancar, nohut, mercimek...

Bilge Kağan: Türklerim işitin!
Üstten gök çökmedikçe
alttan yer delinmedikçe
ülkenizi, törenizi kim bozabilir sizin?
Koro: Göğe erer başımız
başınla senin!

-Kütüphanecilikte yazar ve eser adı arasına konur:

Yahya Kemal Beyatlı: Kendi Gök Kubbemiz

-Ses biliminde uzun okunması gereken ünlüden sonra kullanılır:

a:ile, ceva:hir, di:nen, ka:til, i:cat...

-Matematikte bölme işareti yerine kullanılır:

45:3=15

İki noktadan sonra bağımsız bir cümle geliyorsa bu cümle büyük harfle başlar; art arda örnekler sıralanıyorsa ilk örnek küçük harfle başlar:

Tam kapıdan çıkmak üzereyken sordu: Akşam erken gelecek misin?
İnceleyeceğiniz kelimeler şunlar: gelmek, nakletmek, gidedurmak.
İnsan üç şeye benzer: ağaca, suya ve rüzgâra

İki nokta kullanılmış cümleler bazen aynı kelimeler kullanılarak ama iki

ÜÇ NOKTA

Art arda örneklerin sıralandığı cümlelerde benzer örneklerin sürdürülebileceğini ifade etmek için cümle sonunda kullanılır. Bu amaçla cümle sonunda kullanılabileceği gibi cümle içinde de kullanılabilir:

Fiillerin bazıları isimlerden türemiştir: başlamak, suçlamak, incelmek, çoğalmak...
Güneşli fırtınalar, renk renk çiçekler... ve başka insanlarla birlikte yeni bir hayata hazırlanıyordu.

-Bitmemiş veya bitirilmemiş cümlelerin sonun konur. Bazılarında okuyucunun cümleyi zihninde tamamlaması beklenir:

Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz!
Onu bir defacık görebilmek için nelere katlanmazdım ki...
Kar, yılın ilk karı... Belliydi yağacağı. Kaç gündür neydi o soğuklar öyle!
El elin eşeğini elbette türkü söyleyerek arar. Hele eşek zorla aranıyorsa. Üstelik Subaşınınsa....
Trenin pencerelerinde gülümseyen kadınlar, el sallayan çocuklar... Keskin bir tren düdüğü... Trenin birdenbire salıverdiği yoğun bir buhar... her şey bir su katmanının altında yok oluverdi birden. Sonra genzi yakan o bildik kömür kokusu...

-Söylenmek, belirtilmek istenmeyen ve kaba sayılan, söylenmesi ahlâken çirkin görülen kelimelerin yerine konur:

Olaya ... Bey'in oğlunun da adı karışmış.
Haberi ...'dan dinledim.
Toplantıya gelenler arasında ... var mıydı?

Kılavuzu karga olanın burnu b....tan çıkmaz.
Yerden topladığı ...ları onun arkasından fırlattı.
... adam, yine her yeri dağıtmış.

B....., 7 Nisan (burada yer adı gizlenmiş)

-Herhangi bir metinden alınan cümlenin öncesi ve sonrası olduğunu, aralarda da alınmayan kısımlar olduğunu belirtmek için kullanılır:

"...Annelerinin esvaplarını kızlar giyer, büyükannelerinin mücevherlerini torunlar takardı. Sırmalı çedik pabuçlar, kırmızı feraceler... Ah hele kırmızı feraceler... Baharın yeşil çimenleri üzerinde, seyir yerlerinde kadınlar tıpkı birer gelincik çiçeği gibi parlarlardı..." (Bahar ve Kelebekler; Ömer Seyfettin)

Bu görevdeki üç nokta yay ayraç içerisinde de konabilir.

-Ünlem ve seslenmelerde anlatımı pekiştirmek için konur:

Gölgeler yaklaştılar. Bir adım kalınca onu kıyafetinden tanıdılar:
¦ Koca Ali... Koca Ali, be' (Diyet)

-Karşılıklı konuşmalarda yeterli olmayan, eksik bırakılan cevaplarda kullanılır:

¦Yabancı yok!
¦Kimsin!
¦Ali...
¦Hangi Ali?
¦...
¦Sen misin, Ali usta?
¦Benim.
¦Ne arıyorsun bu vakit buralarda?
¦Hiç...
¦Nasıl hiç? Suya çekicini mi düşürdün yoksa?
¦!... (Diyet)

ÜNLEM İŞARETİ

İçinde ünlem ifadesi (haykırış, sevinç, kıvanç, üzüntü, acı, korku, hayret, ürperti, heyecan, nefret vb ani coşkunluklar) bulunan ve seslenme, hitap ve uyarı bildiren cümlelerden ve kelimelerden sonra gelir:
Komşular!
Babacığım!
Hemşehrilerim!
Tanrım!
Yazık sana!
Aşkolsun!
Hey baksana!
Ey Türk gençliği!
Hey! Biraz bakar mısın?
Hişt! Buraya gel!
Şşt! Sus bakayım!
Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!
Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!
Ne mutlu Türküm diyene!

Dur, yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak bir devrin battığı yerdir.

Kar, yılın ilk karı... Belliydi yağacağı. Kaç gündür neydi o soğuklar öyle!
Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa duşmuş, asker!
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Ünlem işareti, ünlem ifadesinden hemen sonra kullanılabileceği gibi cümlenin sonunda da kullanılabilir:

Eyvah, geç kaldım! Eyvah! Geç kaldım!

-Parantez içinde kullanılan ünlem işareti alay etme, hafife alma, küçümseme, inanmama, kinaye anlamları katar:

İsteseymiş bu kitabı bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş.
Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.
Enflasyonun nasıl düşeceğini bilmeyen ekonomi bilginlerimiz (!) var.
Gençliğinde 100 metreyi 10 saniyede koşarmış (!).

TIRNAK İŞARETİ

Başka birinin yazısından veya sözünden, hiç değiştirilmeden yapılan aktarmalar [3] tırnak içinde gösterilir. Alıntı cümle(ler), büyük harfle başlar, noktayla biter. Alıntı cümleye ait olan noktalama işaretleri tırnağın içinde kalır. Asıl cümle de daha bitmediği için küçük harfle devam eder:

Yaşlı kadın, "Yetişin!" diye bağırdı.

Şinasi, Halil Bey'e biraz rahatlık vermiş gibiydi. "Yatsam, acaba uyuyabilir miyim?" diye düşündü, yatıp da uyuyamamaktan korktu; ama korktuğu başına gelmedi. Sabaha kadar yattı, hem de uyudu. (Memduh Şevket Esendal, Saide)

Genç, esmer kız, yeni neslin son Türk kadınlarının o asla tatmin edilemeyecek olan ebedî kederiyle bulutlanan siyah gözlerini kitabından ayırmayarak,
"Okuyorum büyükanneciğim." dedi. (Ömer Seyfettin; Bahar ve Kelebekler)

Aşağıdaki cümlelerin hangisi "İlkbahar en güzel mevsimdir." cümlesiyle yüklemin türü bakımından benzerlik gösterir?

-Uzun alıntılarda her paragraf ayrı ayrı tırnak içine alınır:

"Küçük salonun fes renginde, kalın, ağır perdeli penceresinden dışarı, muhteşem, parlak bir suluboya levhası gibi görünüyordu. Saf mavi bir sema... Çiçekli ağaçlar... Uyur gibi sessiz duran deniz... Karşı sahilde mor, fark olunmaz sisler altında dağlar, korular, beyaz yalılar..."

"Birden, üç dişi kalan buruşuk ağzını açtı. Esnedi. Bir mumya uzvu kadar sararmış, katılaşmış elini başına götürdü. Kahve rengindeki yemenisinin altında daha beyaz görünen saçlarına dokundu. Bir an düşündü." (Ömer Seyfettin; Bahar ve Kelebekler)

-Cümle içinde özellikle belirtilmek istenen kelimelerden ve sözler tırnak içine alınır. Bazen tırnak işareti kullanmak yerine bu kelimeler koyu harflerle veya altı çizilerek de yazılabilir. Bunlar cümle değillerse küçük harfle başlarlar:

Birçoğu "edebiyat" kavramını yeni öğreniyordu.
Uzaklık ifade etmek için "ta" kullanılır.

Birçoğu edebiyat kavramını yeni öğreniyordu.
Uzaklık ifade etmek için ta kullanılır.

-Kitap isimleri ve yazı başlıkları yazıda tırnak içinde gösterilir. Bunlardan sonra kesme işareti kullanılmaz; çünkü tırnak işareti aynı zamanda kesme işaretinin görevini de üstlenir:

Tanpınar'ın tek denemesi,"Beş Şehir"dir.

Faruk Nafiz, "Han Duvarları"nda, Anadolu coğrafyasını ve insanını en güzel şekilde anlatmıştır.

Kitabınızdaki "İmlâ Kuralları" konusuna bir göz atın.

KESME İŞARETİ

Özel isimlere eklenen çekim eklerini ayırmak için kullanılır.

Mustafa Kemal'e, Ankara'yı, Türkiye'de, Kızılırmak'ı, Mamak Caddesi'nde...

Ancak kurum ve kuruluş adlarından sonra kesme işareti kullanılmaz:

Türkiye Büyük Millet Meclisine, Mamak Anadolu Lisesi Müdürlüğüne, ............... Başkanlığına, ................ Dekanlığına, ............... Rektörlüğüne, ................... Kurumundan

Yabancı isimlere getirilen yapım ve çekim ekleri okunuşa göre belirlenir ve kesme işaretiyle ayrılır:

Shakespeare'in, Moliere'e, Honolulu'lu

Kişi adlarına sonradan eklenen unvanlara eklenen ekler de kesme işareti ile ayrılmaz.

Zeynep Hanıma, Ayhan Beyden, .......... Efendinin, ............... Paşayı...

Sert sessizle biten özel isimlere ünlüyle başlayan ek getirildiğinde ismin son sesi korunur, ama söyleyişte yumuşama olur.

Zonguldak'ı (Zonguldağı), Sinop'a (Sinoba), Ahmet'in (Ahmetin)

Özel ismin yerine kullanılan "o" zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz ve eki de kesme işaretiyle ayrılmaz.

Yabancı isimler hariç diğer özel isimlere yapım ve çokluk ekleri getirilerek yapılan kelimeler büyük harfle başlar ve ekleri de kesme işareti ile ayrılmaz. Bu eklerden sonra gelen ekler de kesme işareti ile ayrılmaz.

Türklük, Türkçü, Türkleşmek, Türkçülüğün, İslâmlaşmak, Türkolog, Darvinci, Sivaslı, Ankaralı, Ankaralıdan, Türkçecilik, Avrupalı, Avrupalılaşmak, Ahmetler, Mehmetler, Yakup Kadriler, Mustafa Kemallerden, Ereğliler...

Bu özel isimler, türetilen kelimenin içinde kalıyorsa büyük harfle başlamaz:

Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm...

-Özel isimlere eklenen -lı, -siz, -ci yapım ekleri kesme işareti ile ayrılmaz:

Ankaralı, Atatürkçü, İstanbulsuz...

-Büyük harflerle yapılan kısaltmalara getirilen ekler okunuşa göre belirlenir ve kesme işaretiyle ayrılır:

DSİ'ye, ÖSS'de, TCDD'ye, TBMM'nin...

Küçük harflerle yapılan kısaltmalarda kelimenin okunuşu esas alınır:

kg'dan, cm'yi, mm'den

Ancak büyük harfle yapılıp da okunuşu esas alınan kısaltmalar da vardır ki bunlar bir kelime gibi telâffuz edilebilmektedirler:

ASELSAN'a, BOTAŞ'ın, NATO'dan, UNESCO'ya...

Sonunda nokta bulunan kısaltmalardan sonra kesme işareti kullanılmaz. Ek kelimenin okunuşuna göre belirlenir:

vb.leri, mad.si, Alm.dan, İng.yi, Nu.dan

-Sayılardan sonra gelen ekler de kesme işaretiyle ayrılır. Sıra sayılarında hem nokta hem kesme kullanılmaz:
1972'de, 1881'de, 2000'den, 12'nci...
Üleştirme sayıları rakamla değil yazıyla gösterilir:
Onar, beşer, yüz yirmişer, yüz ellişer milyon...
İki kelime sonradan birleştirildiğinde ve (özellikle şiirde vezin gereği) bu kelimelerden ikincisinin ilk ünlüsü düşürüldüğünde düşen ünlünün yerine kullanılır:
ne oldu › n'oldu, ne etsin › n'etsin, ne eylesin › n'eylesin, Karacaoğlan › Karac'oğlan (Şiir dışında Karacaoğlan'dır.), düştü ü ola › düştü m'ola...

-Özellikle belirtilmek istenen ek, harf ve kelimelerden sonra kullanılır:
A'dan Z'ye, -daş'la türemiş kelimeler...
Bazı kelimelerde b'nın m'ya dönüştüğü görülür.
Ne'nin belirtisiz nesne olarak kullanımına örnek verin.
(-Aldığı ekle bir başka kelime ile karıştırılabilecek olan kelime köklerinden sonra kullanılır:
Tava'nın rengi neden böyle olmuş?
Bilgi'nin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak gerekir.)

-Özel adlar için yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığı zaman kesme işareti yay ayraçtan sonra konur:

Yunus Emre (1240?-1320)'nin, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)'nin

Ancak cins isimlerinden sonra yay ayraç geliyorsa yay ayraçtan sonraki ek kesmeyle ayrılmaz:

Ses Bilgisi

BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU

BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU

Türkçe'de sözcüklerde ge
Konuyu Paylaş:
  facebook  twitter

gorumut

  • Altın Üye
  • ****
  • İleti: 306
: türkçe ders notları (elbim.com sitesi)
« Yanıtla #1 : 12 Şubat 2011, 12:45:10 »
Çok teşekkürler arkadaşım :)

achilles

  • Altın Üye
  • ****
  • İleti: 5300
  • Cinsiyet: Bay
  • ANTALYA
: türkçe ders notları (elbim.com sitesi)
« Yanıtla #2 : 12 Şubat 2011, 13:35:19 »
ozziii1905   allah razı olsun kardeşim teşekkür ederizzzz

ozziii1905

  • Acemi Üye
  • *
  • İleti: 49
  • Cinsiyet: Bay
  • Yekeke nimo yeke yeke. Yekeke nimo yeke yeke.
: : türkçe ders notları (elbim.com sitesi)
« Yanıtla #3 : 12 Şubat 2011, 18:07:36 »
ozziii1905   allah razı olsun kardeşim teşekkür ederizzzz

sende kardeşim. videolu ders anlatımlarında speedy gonzales misali türkçe dersi anlatan hanım efendiden daha iyi herhalde.

Seo4Smf Tagleri: notları türkçe sitesi elbim