TANZİMAT FERMANI (3 Kasım 1839)
Padişah: Abdülmecid Sadrazam:Mustafa Reşid Paşa
Tanzimat Fermanının İlan Sebepleri:
1)-Avrupalı Devletlerin iç işlerimize karışmasına engel olmak.
2)-Mısır ve Boğazlar konusunda Avrupalı Devletlerin desteğini kazanmak.
3)-Devleti ve toplumu demokratik bir yapıya kavuşturma isteği
Bu nedenlerden dolayı 3 Kasım 1839 da Tanzimat Fermanı (Gülhane Hattı Hümayunu) ilan edildi.
NOT: Tanzimat Fermanının ilanıyla Osmanlı tarihinde yeni bir dönem açılmış(Tanzimat Devri) ve bu devir
1876'ya kadar devam etmiştir.
Tanzimat Fermanında yer alan konular:
1)-Azınlıkların, can, mal ve namus güvenliği sağlanacak.
2)-Vergi sistemi yeniden düzenlenerek, herkesten gelirine göre vergi alınacak.
3)-Askerlik OCAK görevinden, VATAN görevi haline getirilecek. Azınlıklarda askere alınacak.
4)-Kanunların her gücün üstünde olduğu kabul edilecek.
Tanzimat Fermanının Özellikleri:
1)-En önemli özelliği padişahın yetkilerini sınırlandırması ve kanunların her gücün üstünde
olduğunun ifade edilmesidir.
2)-Tanzimat Fermanı ANAYASACILIĞA ve DEMOKRASİYE(hukuk devletine, yani hukukun üstünlüğü esasına
dayanan devlet anlayışına)geçişin (BATILILAŞMANIN) ilk aşamasıdır.
3)-Bu fermanın hazırlanmasında halkın bir rolü ve baskısı yoktur. Padişah Abdülmecit, Mustafa Reşid
Paşanın telkiniyle Mısır meselesinde Avrupa devletlerinin desteğini kazanmak için bu fermanı
ilan etmiştir.
Islahat Fermanı Islahat Fermanı Nedir?
Islahat Fermanı Hakkında Islahat Fermanı Bilgi Islahat Fermanı Tanımı
Osmanli imparatorluiu'nun çökme döneminde devletin yikilmaktan kurtarilmasi için siyasi kuruluilar kiii haklari yeni kurumlarin kurulmasi konularinda yapilmasi düiünülen köklü deiiiiklikler için Abdülmecid ve Abdülaziz zamanlarinda çikartilan fermanlardir.
1839'da Gülhane Hatt-i Hümayunu 1856 Islahat Fermani ve 1860 Abdülaziz Fermani'dir. Bu fermanlarla devletin çöküiünün toplumsal ve ekonomik nedenleri araitirilmadan bazi bati kuruluilarini ve anlayiiini devlete getirmekle devletin kurtarilabileceii sanilmii fakat bu fermanlarla toplumdaki kurului ve anlayii ikileme düimüi islam dünya görüiü ve bu anlayiila kurulan kuruluilarla birlikte bati taklitçisi kuruluilar türemiitir. Bu iki ayri görüi ve kuruluilar arasindaki çatiimalar sonucunda toplumun içinde daha büyük sorunlar çikmii çöküiü önleyeceii düiünülen islahat fermanlari beklenen etkiyi gösterememiitir.
Bu dönemde Bati'nin ekonomik desteiine vereceii borçlara gereksinim duyan Osmanli Devleti bunlari ancak bati devletlerine çeiitli imtiyazlar tanimak koiuluyla elde edebilmiitir. Bu imtiyazlar sayesinde Osmanli topraklarina giren yabanci sermaye ve yatirim sahip olduiu imkan ve güçle yerli sanayii büyük ölçüde öldürmüitür. Böylece Osmanli Devleti yari sömürge bir devlet haline gelmii bütün ekonomiksi ve zenginlik kaynaklari Batili devletlerin eline geçmiitir. Bu anlamda Islahat Fermanlari dii görünüiüyle ileriye dönük olmalarina raimen gerçekte toplumsal ve ekonomik hayati olumsuz yönde etkilemiitir.
AMASYA GENELGESİ:
- M.Kemal'in amacı: Anadolu ve Rumeli'de kurulmuş olan milli cemiyetşeri tek amaç doğrultusunda birleştirmekti. işte bu düşünceler içinde Amasya Genelgesi'ni hazırladı.
- Amasya Genelgesinde:
- Vatanın içinde bulunduğu durumu
- İstanbul Hükümetinin tutumu
- Bu durumdan nasıl kurtulunacağını ve neler yapılması gerektiğini bildirdi.
MADDELERİ:
- Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir.
- İstanbul'daki hükümet, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirmemektedir.
- Milletin bağımsızlığını, yine milletin azmi ve kararı kurtaracaktır.
- Milletin durumunu gözden geçirmek ve haklı sesini dünyaya duyurmak için, her türlü etkiden uzak milli bir kurulun toplanması gereklidir.
- Anadolu'nun en güvenilir yeri olan Sivas'ta milli bir kongrenin acele toplanması kararlaştırılmıştır.
- Bu amaçla bütün illerden, milletin güvenini kazanmış ücer delegenin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.
- Bu durumun milli bir sır olarak saklı tutulması lazımdır.
ÖNEMİ:
- Kutuluş Savaşı için atılmış önemli bir adımdır.
- Kurtuluş Savaşının ilk defa gerekçesi, amacı ve yöntemi belirtilmiştir.
- Türk milleti'ne egemenliği eline alması için bir çağrıdır.
- M.Kemal yeni bir meclis ve hükümet daha doğrusu yeni bir devlet kurmayı amaçlıyordu.
- Artık millet yönetilmeyecek, yönetecekti.
- M.Kemal, İstanbul, Anadolu'ya egemen değil, bağlı olmalıdır demiştir.
Erzurum Kongresi, Amasya Genelgesi'yle duyurulan ve 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum'da toplanan kurultaydır. Kongreye çoğunluğu işgal altındaki 5 doğu ili Trabzon, Erzurum, Sivas, Bitlis ve Van'dan gelen 62 delege katılmış; 2 hafta süren kongrede alınan kararlar Kurtuluş Mücadelesi'nde izlenen çizgide önemli ölçüde belirleyici olmuştur.
Kongreyi geçici başkan olarak Erzurum delegelerinden Hoca Raif Efendi açmış; yoklamanın ardından yapılan oylamada Mustafa Kemal Paşakongre başkanlığına getirilmiştir.
Aslında 10 Temmuz[1]'da başlaması öngörüldü. Fakat delegelerin bir bölümünün gelememesiden ötürü 23 Temmuz'a ertelendi.[2]
Erzurum Kongresi 'nde alınan kararlar:
1.Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür,parçalanamaz.
2.Her türlü yabancı işgaline ve müdahalesine karşı millet hep birlikte direniş ve savunmaya geçecektir.
3.İstanbul Hükümeti vatanın bağımsızlığını sağlayamazsa geçici bir hükümet kurulacaktır.Bu hükümet milli kongre tarafından seçilecektir.Kongre toplanmamış ise,bu seçimi Temsilciler Kurulu yapacaktır.
4.Kuva-yi Milliye'yi etkili, milli iradeyi hakim kılmak esastır.
5.Azınlıklara siyasi hakimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.Ancak bu vatandaşların canları,malları ve ırzları her türlü saldırıdan korunacaktır.
6.Manda ve himaye kabul olunamaz.
7.Milli irade ve toplanan ulusal güçler padişahlık ve halifelik makamını kurtaracaktır.
8.Mebuslar Meclisi'nin derhal toplanmasına ve hükümetin yaptığı işlerin milletçe kontrolüne çalışılacaktır.
9.Sömürgecilik amacı taşımayan devletlerden teknik,sanayi ve ekonomik yardım kabul edilebilir.
Sivas Kongresi,
Mustafa Kemal'in Amasya Genelgesi'ni açıkladıktan sonra bir çağrı üzerine I. Dünya Savaşı'ndan sonra işgale uğrayan Türk topraklarını kurtarmak ve Türk milletinin bağımsızlığını sağlamak için çareler aramak amacıyla seçilmiş ulus temsilcilerinin Sivas'ta biraraya gelmesiyle, 4 Eylül 1919 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında gerçekleşen ulusal kongredir.
Sivas Kongresi'nde alınan kararlar, daha önce gerçekleştirilen Erzurum Kongresi kararlarını genişleterek tüm ulusu kapsar bir nitelik kazandırmış ve yeni bir Türk Devleti'nin kuruluşuna temel olmuştur; bu nedenle Sivas Kongresi'nin Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki önemi büyüktür.
1. Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
3. İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.
4. Kuvay-ı Milliye'yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.
5. Manda ve himaye kabul olunamaz.
6. Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan'ın derhal toplanması mecburidir.
7. Aynı gaye ile, milli vicdandan doğan cemiyetler, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.
8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.
Şeyh Sait İsyanı
Nakşibendi tarikatından olan Şeyh Sait tarafından 13 Şubat 1925 tarihinde Ergani ilçesine bağlı Eğil bucağında Piran köyünde başlamış ve Diyarbakır, Bingöl, Elazığ bölgelerine yayılmıştır. Bölgede bir ay sıkıyönetim ilanına sebep olmuştur.
İsyanın temel iki gerekçesi vardır. İç gerekçesi, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ve onun inkılaplarına karşı ve hilafetin geri getirilmesine yönelik Vahdettin ve taraftarlarının çabaları ile Kürt milliyetçiliğidir . Dış gerekçesi ise aynı döneme denk gelen Musul meselesinde başarı kazanmak isteyen İngiltere'nin Türkiye dahilinde isyanlar ve kargaşa çıkararak, Türkiye'yi istikrar bulmamış bir ülke olarak dünyaya tanıtmak ve böylece Türkiye'nin yakın doğu dengesinde kendi aleyhine bir durum yaratmasını önlemek için bu isyanı körüklemesidir.
Çok partili döneme geçiş çabalarının da olduğu bu dönemde Terakkiperver Cumhuriyet Halk Fırkası ile şeriat yanlısı yaklaşımlardan gücünü alan bu isyanı bastırmak için, yeni kurulan İsmet Paşa Hükümeti'nin ilk işi Takrir-i Sükun Kanunu'nu çıkarmak ve İstiklal Mahkemelerini oluşturmak olmuştur. Askeri harekat ile bastırılan siyan sonucu yakalanan ele başları, İngiliz Ajanlarla ilişkileri dahil diğer isnat edilen suçlardan yargılanmış, suçları sabit görülmesi üzerine gerekli cezaya çaptırılmışlardır. Bu olay Terakkiperver Cumhuriyet Halk Fırkası'nın kapatılması da dahil olmak üzere Musul'un Türkiye'den ayrılmasında önemli bir neden olmuştur.
31 nisan 1925 yılında son bulan tenkil harekatına kadar süren bu isyanda Kürt gruplardan oluşan asiler şeriatı kalkan yaparak halkın desteğini sağlamış olmalarına rağmen bir kısım aşiretler bu isyana taraf olmamış, bir kısmı da karşısında yer almışlardı
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
(İLKELERİ
Cumhuriyetçilik ilkesi
Tanımı :
"Yönetim biçimi olarak millet egemenliğine dayalı, cumhuriyet rejimini öngörmek ve bunu bir yaşam biçimi olarak benimsemektir. "
Cumhuriyetçilik ilkesinin esasları
Cumhuriyet; millet egemenliğine dayalı bir siyasi rejim yani
Demokrasidir. Demokrasinin kul, mürit veya tebaa değil, birey ve vatandaş
Bilincinde olan, yasalar karşısında hak ve sorumlulukları nı
Bilen bir insan tipi ile ayakta kalabilir. Demokraside; devletin ve milletin bütün eylem ve işlemlerinin hukuk kuralları çerçevesinde olur. Hiç kimsenin yasalara aykırı davranma ayrıcalığı yoktur. Demokraside, siyasi görüş sahibi olma, siyasi parti kurma ve periyodik olarak yapılan seçimlere katılma özgürlüğü vardır. Demokrasilerde seçme ve seçilme özgürlüğünün ayrım gözetilmeksizin herkese tanınır. Demokraside dil, din, mezhep, cinsiyet ve siyasal görüş farkı gözetilmeksizin herkes yasalar önünde eşittir. Cumhuriyetçiliğ e candan bağlı bir birey; anayasa, yasa ve diğer hukuk kurallarına uyması gerekir. Anayasada belirtilen hukuk devleti, sosyal devlet, atatürk milliyetçiliği, insan haklarına bağlı devlet gibi cumhuriyetin temel niteliklerini bir yaşam tarzı haline getirir.
Milliyetçilik ilkesi
Tanımı :
" Kişinin içinde yaşadığı toplumu sevmesi, onunla gurur duyması, onun yükselmesi ve ilerlemesi için her türlü fedakarlığı yapmasıdır ."
Milliyetçilik ilkesinin esasları
Milleti oluşturan unsurlar; dil, kültür, ortak geçmiş ve birlikte yaşama azmidir. Atatürk milliyetçiliğinde ırk ve din, milleti oluşturan unsurlar arasında sayılmaz, sadece ortak kültürü şekillendiren unsurlar olarak ele alınır. Atatürk milliyetçiliği ;birleştirici, bütünleştirici ve kaynaştırıcıdır.Irkçı lık gibi, ayrıştırıcı yaklaşımlar reddedilir.Atatü rk milliyetçiliğinde bireyler, kendi çıkarlarından önce milletin çıkarlarını gözetir."Ne mutlu Türk'üm diyene" vecizesinde ifade edildiği gibi kendini Türk hisseden herkesi Türk olarak kabul eder.Atatürk milliyetçiliği' ne benimsemiş bir birey,geçmişteki tarihi bağlardan güç alarak kendi milletinin tarihiyle gurur duyar.ancak diğer milletleri küçümsemez.Atatürk milliyetçiliği; günümüzde çağdaş ve modern devlet ve toplum yapılarının benimsediği"kü ltür milliyetçiliği" dir.Irkçı ve şoven milliyetçilik anlayışları tarihten günümüze (Bosna, Kosova ve Kafkasya örnekleri gibi) insanlığa kan gözyaşı ve yıkım getirmiştir.
'Kültür milliyetçiliği" insanlığın barış, huzur ve refah içinde yaşamasını öngörür.
Gereksiz yanan bir ışığın söndürülmesinin boşa akan bir musluğun kapatılması ve devlet malının korunması Atatürk milliyetçiliğinin bir gereğidir.
Halkçılık ilkesi
Tanımı :
Kişilerin dil, din, mezhep, ırk, cinsiyet ve siyasi görüş farkı gözetilmeksizin kanunlar önünde eşit olması ve halkın devlet için değil devletin halk için var olmasıdır. Kısaca "halkın halk tarafından, halk için idaresidir"
Halkçılık ilkesinin esasları
Halkçılık ilkesinde insanlar dil, din, mezhep, ırk, cinsiyet ve siyasi görüş farkı gözetilmeksizin kanunlar önünde eşittir.Toplumsal sınıf kavramının yerine meslek gruplarının varlığını savunur.toplumsal grupların çatışmasını değil,meslek grupları'nın dayanışmasını öngörür.Yönetim biçimi olarak demokrasiye dayalı cumhuriyet rejimini öngörür.Devlet; her türlü eylem ve işlemde halkın çıkarını gözetir.Atatürk inkılaplarının hepsinin halkçılık ilkesi çerçevesinde, halkın yararları gözetilerek yapılmıştır.halkçı lık ilkesine göre ülkemizde;ilkokuldan , üniversiteye kadar halka ücretsiz eğitim ve eğitimde fırsat eşitliği tanınmıştır.Halkçı lık ilkesine göre ülkemizde;ihtiyacı olanlara devlet hastanelerinde ücretsiz sağlık hizmetleri verilir.
Halkçılık ilkesine göre ülkemizde; ücretsiz kültür hizmetinin devletin ana görevlerinden biridir. Halkçılık ilkesine göre ülkemizde; halkın ihtiyacı olan altyapı yatırımlarının tümü devlet tarafından yapılır. En ücra köylere kadar okul, sağlık ocağı, yol, elektrik, su ve sulama hizmetinin, hiçbir çıkar gözetilmeksizin yapılan bir halkçılık ilkesi uygulaması olduğu bilinmelidir.
Laiklik ilkesi
Tanımı :
"Kişi, Toplum Ve Devlet Yaşamına Egemen Olan Kuralların Tümünün Akla Ve Bilimsel Gerçeklere Dayalı Olması, Bireylerin Hiçbir Baskı Altında Olmadan Dinsel İnanç Ve İbadetlerinin Gereğini Yerine Getirebilmesidir. "
Laiklik ilkesinin esasları
Laikliğin ancak demokratik yöntemlerde uygulanabilir. Laikliğin somut uygulama biçimi anayasamızın 24 üncü maddesinde açıkça belirtilmiştir. ( Türkiye cumhuriyeti anayasası madde 24 :" herkes,vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir...ibadet dini ayin ve törenler serbesttir.kimse, ibadete,dini ayin ve törenlere katılmaya,dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz,dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz... .Kimse,devletin sosyal,ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa,din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun,dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz." ) Laiklik; temel hareket noktası olarak aklı ve bilimi temel alır. L aik ülkelerde akla ve bilime dayalı olan pozitif hukuk kuralları uygulanır. D insel hukuk kurallarının dogma olduğu için güncelleştirilemez, dolayısıyla geçen dönem içinde geçerliğini yitirerek toplum ve devlet yaşantısının ihtiyaçlarına cevap veremez. Laik bir devlette herkes istediği dini ve inancı seçebilir, istediği dini ayin ve töreni yapabilir. Hiç kimse, dini ayin ve törenlere atılmaya veya katılmamaya zorlanamaz. Hiç kimse, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz . Hiç kimse, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz veya suçlanamaz.
Dini inanç, ibadet ve kanaat özgürlüğünün devlet tarafından güvence altına alınır. Buna aykırı hareket edenler, Türk ceza kanununun ilgili maddelerince yargılanarak cezalandırılır. Laiklik, aklı kullanma becerisini en üst düzeye çıkaran bir anlayıştır. Her türlü akıl ve bilim dışı hurafe laiklik tarafından reddedilir. Laiklik ilkesi; bütün gelişmiş devlet ve toplum yapılarının ortak anlayışıdır.
Devletçilik ilkesi
Tanımı :
"Türk toplumunun ve devletinin ekonomik ve sosyal kalkınmasını gerçekleştirmek için devlet işletmeciliği ile özel sektör işletmeciliğinin birlikte ve uyum içinde çalışmasıdır."
Devletçilik ilkesinin esasları
Devletçilik ilkesi; Atatürkçü düşünce sistemi'nin ekonomi teorisidir. Devletçiliğin ana hedefi, Türkiye'nin ekonomik ve sosyal kalkınmasını ivedilikle gerçekleştirmektir. Devletçilik; devlet işletmeciliği ile özel sektör işletmeciliğinin birlikte ve uyum içinde çalışmalarını öngörür. Cumhuriyetin ilk yıllarında yeterli sermaye birikimi olmadığı için özel sektör tarafından yeterli yatırım yapılamamış, bu boşluğu devlet doldurmuştur.
Günümüzdeki güçlü ekonominin temelleri, cumhuriyetin ilk yıllarında devletçilik sayesinde atılmıştır. Devletçilik ilkesi sayesinde Türkiye ekonomisi, günümüzde, dünya sıralamasında 17 nci sırada yer almaktadır. Devletçilik anlayışı; özel sektör işletmeciliğine karşı değildir. Tam tersine Türk özel sektörü devlet eliyle oluşturulmuştur. Devletçilik ilkesi çerçevesinde, günümüzde devlet özel sektörün başarabileceği alanlardan çekilebilir. Atatürk'ün devletçilik anlayışı, özelleştirmeye karşı değildir. Akıl, bilim ve toplumsal gerçekler özelleştirmeyi öngörüyorsa buna karşı çıkmaz. Devletçilik ilkesi çerçevesinde, devlet; stratejik ve altyapı yatırımlarından vazgeçemez. Devletin gap projesi, enerji santralleri, karayolları, demiryolları, limanlar, havalimanları , elektrik ve su projeleri yapması, özel sektörün yatırım yapmadığı bölgelere devletin yatırım yapması devletçiliğin ölmediğinin en güzel örnekleridir.
İnkılâpçılık ilkesi
Tanımı :
"Atatürkçü düşünce sistemi'ne dinamizm kazandıran ilkedir. Toplumun ihtiyaçları doğrultusunda çağın, aklın ve bilimin gerektirdiği yeniliklerin en kısa zamanda yapılmasını savunan ilkedir."
İnkılâpçılık ilkesinin esasları
İnkılâp, devlet ve toplum düzenindeki aksayan kurumları kaldırarak yerlerine ihtiyaca cevap verebilecek yeni kurumların oluşturulması anlamına gelir. Bu günkü demokratik, laik ve çağdaş devlet ve toplum yapısına Atatürk inkılâpları ile geçilmiştir. Köhnemiş ve geçerliliğini yitirmiş, topluma yarardan çok zarar getiren kurumların kaldırılıp atılarak yerine aklın ve bilimin doğrultusunda yeni kurumların getirilmesi inkılâpçılığın en önemli gereğidir. İnkılâbın durağan değil, sürekli ve dinamik bir biçimde uygulanması gerekir. Dünyanın sürekli değişmekte ve bu değişen şartlara ayak uydurmak devletimiz ve milletimiz için en önemli zorunluluktur. Atatürk inkılâplarını çağın koşullarına göre geliştirmeyip aynı şekilde korumak Atatürkçü düşünce sistemi ve inkılâpçılık ilkesine aykırıdır. 20 nci yüzyılda ortaya çıkan bütün ideolojilerin yıkılmasına rağmen Atatürkçü düşünce sisteminin dimdik ayakta durması gerçeği, inkılâpçılık ilkesinin dinamik yapısından kaynaklanmaktadı r. İnkılâpçılık ilkesine göre;"değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir". İnkılapçılık ilkesinin yaşatılması ile Atatürkçü düşünce sistemi ve bu sistemi oluşturan Atatürk ilkeleri çağlar değişse de geçerliliğini ve önemini yitirmeyecektir.
ürk Tarih Kurumu'nun amacı.
Madde 54- Türk Tarih Kurumu'nun amacı Türk tarihini ve Türkiye tarihini ve bunlarla ilgili konuları, Türklerin medeniyete hizmetlerini, ilmî yoldan incelemek, araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmak, bunlara dayanarak da Türk tarihini ve Türkiye tarihini yazmaktır.
Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur.
Türk Tarih Kurumu, Nisan 1931' de "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti" adı altında kurulan Kurum'un adı 3 Ekim 1935'te Türk Tarih Kurumu'na çevrildi.
OSMANLI DEVLETİNİN I. DÜNYA SAVAŞINA GİRMESİNİN NEDENLERİ NELERDİR?
• Balkan ve Trablusgarp savaşlarında kaybedilen toprakları geri alma düşüncesi
• Alman hayranlığı ve Almanya’nın savaşı kesin kazanacağına inanılması
• İngiltere,Fransa ve Rusya’nın sömürgelerinde yaşayan Müslüman ülkeleri bağımsızlığına kavuşturma isteği
• İngiltere,Fransa ve Rusya’nın Osmanlı Devletine karşı düşmanca tavır takınmaları
• Goben(Yavuz),Breslav(Midilli) zırhlı gemilerinin Rus limanlarını topa tutması.
Kayıtlı
Mondros ateşkes antlaşması
0 Ekim 1918 tarihinde, Limni Adası'nın Mondros Limanı'nda Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Orbay'ın Başkanlığı'nı yaptığı Osmanlı Heyeti ile İngiliz Amiral Calthorp'un Başkanı olduğu İtilaf Devletleri Heyeti arasında imzalanan Mondros Mütarekesi ile silahlı çatışma sona ermiştir. 1. Dünya Savaşı'nı bitiren bu Antlaşma aslında çok ağır şartlar taşıyordu. Mondros Mütarekesi aslında Osmanlı Devleti'nin yıkılışını öngörmekte; İtilaf Devletleri'ne Osmanlı İmparatorluğu!nun herhangi bir bölgesine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum nedeni ile işgal hakkını tanımakta idi.
Mustafa Kemal'in o zaman ifade ettikleri üzere; Osmanlı Hükümeti bu mütareke ile kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim etmeğe muvafakat etmiştir. Yalnız muvafakat etmiş değil, düşmanların memleketi istilası için onlara muaveneti(yardımı) de vaad eylemiştir. Bu Mütareke olduğu gibi tatbik edildiği takdirde memleketin baştan sona kadar işgal ve istilaya maruz olacağı şüphesizdir.
Mondros Ateşkes Antlaşması ile İtilaf Devletleri, barış antlaşmasının imzalanmasını beklemeden, Türk Topraklarının taksimine giriştiler. Ateşkes antlaşmasının 7. maddesi gereğince, bütün bir memleketin işgali için İtilaf Devletleri'ne imkan veriyordu.
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın başlıca hükümleri şunlardır:
1- Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz'e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz istihkamlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır.
2- Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir.
3- Karadeniz'deki torpiller hakkında bilgi verilecektir.
4- İtilaf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul'da teslim olunacaktır.
5- Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir.
6- Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır.
7- İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.
8- Osmanlı demiryollarından İtilaf Devletleri istifade edecekler ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır.
9- İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade sağlayacaktır.
10- Toros Tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal olunacaktır.
11- İran içlerinde ve Kafkasya'da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri yerlerden geri çekilecekler.
12- Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf Devletlerine geçecektir.
13- Askeri, ticari ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir.
14- İtilaf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye'den temin edeceklerdir.(Bu maddelerden hiç biri ihraç olunmayacaktır.)
15- Bütün demiryolları, İtilaf Devletleri'nin zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır.
16- Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak'taki kuvvetler en yakın İtilaf Devletleri'nin kumandanlarına teslim olunacaktır.
17- Trablus ve Bingazi'deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır.
18- Trablus ve Bingazi'de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacaktır.
19- Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruğu, bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terk edeceklerdir.
20- Gerek askeri teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının İtilaf Devletleri'ne teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine getirilecektir.
21- İtilaf Devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir.
22- Osmanlı harp esirleri, İtilaf Devletleri'nin nezdinde kalacaktır.
23- Osmanlı Hükümeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.
24- Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri haiz bulunacaktır.
25- Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31 günü mahalli saat ile öğle zamanı sona erecekti
1921 ANAYASASI VE 1921 ANAYASASI’NIN ÖZELLİKLERİ (TEŞKİLAT-I ESASİYE)
(20 Ocak 1921)
(Teşkilat – Esasiye Kanunu) : 20.01.1921- TBMM kabul etti. 24 maddedir. Yeni Türk devletinin temellerinin atıldığı açıklanmıştır. Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir. (Milli egemenlik) Monarşik yapı son buldu. Meclis Hükümeti sistemi var. TBMM Kurucu iktidar. TC yi TBMM yönetir.
1. Yasama, yürütme ve yargı güçleri TBMM’de toplanmıştır. (Güçler birliği)
2. Milli egemenlik ilkesinin kabul edildiği ilk anayasadır.
3. Türk tarihinin en kısa süreli anayasasıdır.
4. TBMM Başkanı aynı zamanda Devlet Başkanı’dır.
5. İlk ve tek yumuşak (kolay değiştirilebilir) anayasadır.
6. Kuvvetler birliği ilkesini benimsemiştir.
7. Hükümet, seçtiği vekiller tarafından yönetilir.
8. Seçimler iki yılda bir yapılır.
YORUMU
1. “Halk kendi seçtiği vekillerle yönetiliyor” ki bu maddeden ayrı bir devletten bahsedildiğinden, yeni bir devletin kurulduğunun hukuki yönden belgelenmesidir.
2. Olağanüstü şartlarda hazırlanan, geçiş dönemi anayasasıdır.
3. Türkiye Cumhuriyetinin ilk anayasasıdır.
4. Bütün kuvvet ve kaynağını halktan alır.
5. Savaş nedeniyle bu anayasa kısa ve öz olmuştur.
6. Cumhuriyetin ilanı ile anayasaya bazı maddeler eklenmiştir.
1924 anayasası
BMM'nin 1921 tarihli ilk anayasası sadece 3 yıl yürürlükte kalabildi. Gelişmelerin gerisinde kalmış ve önemli eksiklikleri vardı, yetersizdi. Bütünüyle bir yeni anayasa hazırlıklarına girişildi. Cumhuriyet döneminin anayasası, 20 Nisan 1924'de TBMM'de büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Yeni anayasa, cumhuriyet rejimi içinde güçler birliği esasına dayandırıldı.105 maddeden oluşmuştu.1924 Anayasası, Türk siyasî yaşamının gelişmesinde önemli rol oynadı. Siyasî partilerin kurulmasına ve dolayısıyla demokrasiye açıktı. Klasik hak ve özgürlüklere yer veriyordu. Ancak, bunların korunmasına ilişkin düzenlemeler yine yoktu. Ayrıca, ekonomik ve sosyal haklar da Anayasada bulunmuyordu. Bu konuda tek güvence, egemenliğin sadece TBMM tarafından kullanılmasıydı. TBMM'nin üstünlüğü, tıpkı 1921 Anayasasında olduğu gibi sarsılmaz bir durumdaydı. Yasaların, Anayasaya aykırılığını önleyecek, denetleyecek mekanizmalar bulunmuyordu. 1928, 1934 ve 1937 yıllarında yapılan değişikliklerle 1924 Anayasasına başka bazı temel ilkeler getirildi.10 Nisan 1928 değişikliği, Devlete laik bir karakter verdi. 5 Aralık 1934 tarihli değişiklikle, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tam olarak tanındı. 5 Şubat 1937 değişikliği ise, Devletin "cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkilapçı" niteliklerini belirliyordu. 1924 Anayasası eksiklik ve değişiklikleri ile, Türk Anayasa tarihinin en uzun ömürlü metni oldu. Tam ve kesintisiz olarak, 36 yıl yürürlükte kaldı.
notlar yeterli değil ama genel olarak bu konular